Çok bıkarsan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; Yaşamak Güzeldir...

Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette...

Aşka İnat Zamanlar...



Seninle süslenmiş sokaklar ağlıyordu…


Bir mum gibi eriyordum…

 

Kalbimi gömdüm toprağa…

 

Geriye bir hiç kalsa da benden, andım olsun yazgıma; Atacağım seni, sileceğim gözlerimden...

 

Duvarlara gömdüm yalnızlığımı hüzün akşamlarında, yeminliyim güneşe çıktığımda ağlatan aşkına, yeminliyim bir mahsun vedaya bile…

 



Bir avuç mutluluktu seni bana getiren sadece… Verme istemem, üstü kalsın, alacağım yok senden…


Gönlümde akşamları karşılıyorum bugün… Ahlarımı yazıyorum olmadığın her yere…

 

Alacağım senden değil, seni arıyorum bir başka tende…

 

Sevenler günahını bu dünyada yaşarmış ya, ölmek tek çare…

 

Sana değil hayaline akar gözyaşım…

 

Seni arıyorum izleri kaybolmuş yüreğimin sevda çıkmazlarında…

 

Ne zaman ki görürüm seni benim olmadığın beyazlarda,  ölürüm…

 

Senle süslenmiş hayallerim bir başka kadında…

 

Yenildim sen çıkmazında vefasız bir aşka…




Beni gittiğin günde bıraktın, yok saydım saatleri,  değince gözlerin kurduğum hayallere,  sancılar basar yüreğime. Sen dönmeyeceksin ya, gittiğin günden bu güne susmaz yüreğim, yokluğun sevda ikindisinde…

 

Akşamı bekleyip, karanlığa, yalnızlığa gizliyorum gözyaşımı…

 

Şimdi sen yoksun ya; Gün doğmadan gideceğim… Görmesinler senden kalan gözyaşımı,  görmesinler senin olmadığını, ben gün doğmadan sileceğim, sararmış gözyaşımla ıslak, senden kalma gurura yenik bir azap sevdayı…

 

Derdimi kimseye söyleyemedim. Özlemin daha da büyüdü. Sen dertten bir daha oldun içimde.

 

Biz bedel vermişken gurura sevdayı,  ben günah yaşıyorum mevsimleri…

 

Gel yeniden saralım sevgimizi, her şeye herkese inat, bir sevda gecesinde…

 

İnanma sevdiğim, nefesin ırak kalmasın diye dualar ettim yine olmadığın geceye…

 

Ben seni ararken yazgımın her bir harfinde, araya virgüller koymuş kader,  ayrılık özlem getirsin diye…

 

Gün olur belki kurduğumuz hayaller biter diye,  düşlerde bir sen biriktirdim yüreğime.

 



Gözlerinin izin vermediğini, dudakların söylediğinde, sana sormadan olmadığın yerlere koymuştum kendimi. Göstermeyecektim ya sana ağladığımı, gözyaşımı sarıp yüreğime, uzaklara, hiç gitmediğim yerlere saklamak istedim, ne çok yanılmışım. Küçücük yüreğine iki sevgi sığdırmışken ayrılık daha zor. Sen okunmamış bir öykünün, en güzel satırlarıydın yazmadığım. Sonu olmayan başlangıçlarda olsa sebebi tüm acıların…

 

Her akşam ettiğim dualarla okşayıp saçlarını, seni eklerim çalınmış umut kırıntılarına, yıkık hatıralar arasında beni sevdiğin bir yer ararken kendime, 

 

Tanrım ya seni benden alırsa, sana ya bir şey olursa korkuları büyüttüm içimde…

 

Öylesine büyüktün ki içimde, bulamadım. Nerede bitip nerede başladığını…

 

Can gururu sevdaya yokuş koymadıkça, biliyorum; Tanrım fani dünyada vermeyecek seni bana.. Verse de dünyada bu sevda toprakta…

 

Sen seni sevmediğime dair cümleler kurarken içinde,  ben tüm ışıklarımı söndürdüm. Yalnızlığımı görmemek için gittiğin akşamdan bugüne…

 

Gidişin izin vermez gece olunca gözlerime, içinde sen olan yeni rüyalar alırım diye…

 

Sen yüklü acılarımdan azad olurum diye, yükledim tüm umutlarımı günahsızın birine…

 

Her acılarımızda, yeşertmek için düşlerimizi, gözyaşlarımı biriktirdim avuçlarımda…

 

Özlemek kolay, unutmak zorken seni, ihtiyacım var sesini duymaya…

 

Aşkınla beni kendimden çaldığın gün, adını koydum ayrılığın. Yoksul bir ölüm gibi…

 



Kanatmam açtığın yaraları, duymadan ayak seslerini…

 

Gelmediğin her gece ruhumu siper etmişken sevdana…

 

Sende sönerken gündüzlerim, akşamı edemem nasılsa…

 

Ellerini bıraktığım gün, ruhumu da sende bırakmıştım…

 

Bir daha hiç gitmemek için gelmediğinde, sevdamızı ölüme terk ettim. Sensiz, öksüz tenimde…

 

Dokunacak kadar yakın ama bir o kadar da uzaktayken, gitme diyemiyorum sana…

 

Sen sansam da çaresiz her kapı sesini, gelmediğin gün anladım. Yaşamak bu değildi elbet, ölmek bu olsa gerek…

 



Tüm eşyalarını toplasan da yüreğinin, bir tek hatıraları sığdıramazsın, bırakıp gitmek istediğinde… Söyleme desen de yüreğine, ne fayda? İhanet etme gözlerine her seni sevmiyorum dediğinde, bilirim gizliden kanar dudakların…

 

Gittiğinde beni de götürdüğünü bilsem de hoşça kal diyemem…

 

Bir tek ölüm kalsa bile ayrılığa benzeyen, bir tek sen olsan bile ölümü güzelleştiren, hakkın yok yalnız ölmeye… Ben küstürürken gözlerimi olmadığın saatlere, bencil bir ölümü yakıştırıp kendine, yalnız ölmek niye?

 

Eskimiş ayrılıklar satıp, sensiz yarınlara taşıdım kendimi. Ama kullanılmış ayrılıklar bile para etmedi sen gideli…

 

Sensiz aç bir sabahın hasret dolu tenhasında satamadım elimde kalan ayrılıkları…

 

Hasretinle bedenimi sarmıştın ya, üşüsem de bu gece, dün gibi yalnızlıklarımı giyeceğim, hasretini kaldırıp kışlıkların arasına…

 

Bil ki istesem de kalmaz, firar eder yüreğim, ikinci el sevdalarda…


Seviyorum...




Seni Seviyorum...

Seni doğduğum, nefes aldığım günden beri,
                toprağa sıcağı avucladıgından beri,
                       ağacın dibine oturup
                                yaktıgım türkülerden beri seviyorum.
Hiç görmeden bildiğim,
                          görünce tanıdığımsın.
Yanımda yokken sen bende varsın,
                    yanımda varken ben sende yok oluyorum.


"Sen benim bir parçamsın" ne demek?

Kabul etmekten deliler gibi korktuğum,
                           kırk kilide vurup sakladığım herşey demek.
Yitirdiğim çocukluğumdan saklı kalan masumiyet demek.
Bir türlü yol bulup da yüreğimden dilime gelmeyen o cümle demek.

Bende Seni Seviyorum demek...


Aşık Olmadan Bir Düşün...


Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yasamak güzel."
"Bos ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...
Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek
kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp
“Ne dedin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın...
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
Hiçbir şey oyalamayacak seni...
İlaçlara sığınacaksın...
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
Telefonun çalmasını bekleyeceksin...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
Yüreğin burkulacak...
Canın yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yani tutuşacaksın...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin...
Yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yasayacaksın...
Buna yaşamak denirse...
Razı mısın bütün bunlara...?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde "aşık" olabilirsin.


Hangi Ayrılık?


Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! ...
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze eze! ......
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?

Bu Nasıl Ayrılık? ...


İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra...



İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra.
Kaybetmek zormuş.
Oysa ne kadar da kolaydı sevdalanmaya çalışmak.
Aslında yoktun ya başta.
Niye o yokluk şimdi anlamsız bir boşluk yaratıyor.
Beni hayata bağlayan şeyler dönüp arkalarını gittiler.
Hayat dedim de,
                üç beş kırık dökük kelimeyle anlatmaya çalıştığım herhangi bir şey.
Hayat sana yakın, benden uzak şimdilerde.

Nefes almak güç müydü eskiden.
Yokluk, sensizlikle eş anlamlı değildi.
Öncesi ve sonrası kayıp bir duygu bu.
Unutmaktan bahsediyor şimdi içimde hareket halindeki yalnızlık.
Öfke var birde ara sıra çıkıp gösteriyor kendini.
Baktığım yerler boşluk.
İçimden ağlamak gelmiyor.
Gözyaşı yok.
Düğümlenmiş boğazım.
Sevdaya yakındı adın önceleri.
Şimdi perişan halim seni sıradanlaştırıyor.
Her şey koca bir yokluk.
Peki var olan ne?
Nedir şimdi yaşamak dediğin.
Ya sevmek gerçekten eskiden kalma bir yalan mı.
Düşlemeye bile korkuyorum seni.

Şimdi sen gidiyorsun.
Git.
Kal diyemem.
Tükettiklerim acıya yakın.
Özlemlerim maskeli.
Gözlerimde sisli bir şehir.
İçimde yıkılıyor mabetler.
Yüreğim enkaz.
Şimdi sen gidiyorsun ya
Boşlukta dağılıyorum ben.


beni koyup koyup gitme

beni koyup koyup gitme
ne olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme
ne olursun

bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
işine gücüne baksana
evlenirsin çocuğun olur
sonun kötüye varacak
beni koyup koyup gitme
ne olursun

elimi tutuyorlar ayağımı
yetişemiyorum ardından
hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptıklarını affettim
seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan
beni koyup koyup gitme
ne olursun


Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona


O olmazsa yaşayamam...

 

"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.

Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.

O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
                           senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...


Sevgiliye Mektup...

 

Sana birşeyler yazmaya başladığımda her zaman,
"Seni Seviyorum" la başlayan cümleler geliyor dilimin ucuna.
Hep güler yüzünü getiriyorum aklıma,
     neye olursa olsun dişlerimi sıktığım anlarda.
Daha pek çok şey var;
                     öğreneceğin,
                     öğreteceğin,
                     yaşayacağın
                     ve belki de yaşatacağın...
Çok hayallerimiz var biliyorsun,
                Gözlerimizin çukurlarından gözyaşlarımızla akıp gitmesin...
Söz veriyorum sana.......
            atacağın her adımda,
            karşına çıkacak her sorunda,
            yürüyeceğin her sokakta,
            döneceğin tüm köşebaşlarında,
            tüm korkularında,
            karanlıkta, aydınlıkta, gelecekte,
            her zaman
                          .......yanında olacağım!
 
   İnceldiği yerden kopmasın, bağlayalım.
   gittiği yere kadar değil,
                götürebileceğimiz yere kadar gitsin, taşıyalım.
   sevgi bazen emek ister,
               destek ister,
   sevgi bazen de sevgi ister...
Bir öfkeye mahkum etmeyelim herşeyi,
                yeter o yemini etmeyelim...
Birisini iyi yapanın kanatları olmadığını anladığımızda varacağız herşeyin farkına.
Arkamıza dönüp baktığımızda keşkelerle dolu cümleler kurduğumuzda üzüleceğiz.
Belki de elimiz defalarca gidecek telefona ama asla arayamayacağız.
Ne olur "Meleğim" herşey için çok geç değil.
Ne olur yıkmayalım, gözlerimizin içi gülerken geçirdiğimiz zamanların hatırına herşeyi.
   ki zaten sabredersek o zamanlar tekrar geri gelecek
   anladığımızda aslında bilmeden yaptığımız hatalarımızı.
Ne olur yaşamayalım düğümlenen boğazımızdaki cümlelerin zorlukla çıkacağı o anı.
Ne olur hep anı yaşayalım, sevgiyi yaşayalım, birbirimize aşkım dediğimiz anları tekrar yaşayalım.
Ne olur azalan sevgimizin değil, bilmeden birbirimize verdiğimiz
               daha doğrusu yeteri kadar veremediğimiz değerin olduğunu kaybetmeden anlayalım.
Ne olur "aşk" ı yaşayalım.
Ne olur!
Ne olur?


Beni Tutmayın...

Beni Tutma

Öyle çok şey var ki,
Şimdi burada anlatmak istemiyorum..
Sen de ince sorularınla
Beni incitmesen, iyi olur..

Yağmurlu ve uzun bir yolu
Düşe-kalka yürümeye çalıştık
Ve inanılmayacak kadar duygusal
Bir geçmişimiz oldu seninle..
Üstelik biz bunu, bir ömür boyu
Sürüp gider sanmıştık..

Beni tutma, böyle sahnelere gelemem.
Beni tutma, çok kötü yanılırsın.
Yıllardır öyle biriktim ve öyle gerildim ki
Şimdi topyekün boşalırım,
Toz olur dağılırsın..

Sen benim en ince telimden
Türkümü çaldın.
Sen benim en ücra duygularımı
Talan ederek beslendin.

Her şeyin merkezi sendin,
Her şey senin etrafında dönerdi.
Bar köşelerinde tükenip
Kaldırımlarda sınarken kendimi,
Gelip sana sığınırdım,
Umutlarım bir kez daha gümlerdi..

Beni tutma, şantajlara boyun eğmem.
Beni tutma, hırsımdan çatlarım.
Yıllardır öyle sabrettim ve öyle doldum ki
Şimdi yanardağlar gibi
Birdenbire patlarım..

Bir yavru serçe, hayata alışır gibi
Ağzım açık bağlandım sana.
Bir topal karınca, yuvasına yaklaşır gibi
Titredim, heyecanlandım sana.

Bu akşam, çekip gitmek adına
Bütün ömrümü ve seni sildim.
Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda,
Zavallı bir figürandım sadece.
Anlatamam..
Kumlara yazılmış sözcükler kadar
Kısacıktı ümidim.
Ve anladım ki birtakım şeyleri
Ben daha ilk dalgayla yitirdim..

Beni tutma, ben senin dizlerine çökemem
Beni tutma, elinde kalırım, kırılırım.
Yıllardır öyle daraldım ve öyle bunaldım ki
Şimdi bir saniye bile oyalarsan,
İnan ki çıldırırım...

Sen, kalbimi emanet edecek kadar
Güvendiğim, dost bildiğim..
Sen bir lokmayı bile,
Tek başıma hazmedemeyip
Birlikte yediğim..
Sen, yatalak olsan, altına yapsan bile
İğrenmeden alırım dediğim..
Bu nasıl insanlıkmış ulan,
Bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl vefa?
Bu nasıl acıymış ulan,
Bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa?

Beni tutma, gazabım yakar ellerini.
Beni tutma, hurdahaş olursun.
Yıllardır öyle kırıldım ve öyle küstüm ki
Şimdi bir ah ederim,
Kaskatı kesilir, taş olursun..

Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyayı
Ama sen körsün, ısrarla görmüyorsun.
Ben şimdi beynine çakıyorum hayatı
Ama bir türlü algılamak istemiyorsun.

Peki, benim gördüklerimi gördün
Ve yaşadıklarımı hiç yaşadın mı sen?
Peki, devrik heykellerin önünde,
Düşsüz yanılgıları ve yüce gururlarıyla,
Yoksul fakat dürüst,
Çıplak bir sütun gibi dimdik duranların
Acısını hiç taşıdın mı sen?

Beni tutma, gömleğim kan içinde.
Beni tutma, darmaduman olursun.
Yıllardır öyle çok yedim ve öyle çok doydum ki
Şimdi bir tükürürüm
Havan bozulur, rezil olursun..

Ey, kir içinde yüzenler, hayatı kirletenler
Her devirde borusu ötenler!
Ey, darbe kaçkınları, ortayolcular, dönekler,
Ey, sümüklü böcekler!
Ey, bölenler, bölüşenler,
Kardeşi kardeşe kırdırıp kanla sevişenler!
Ey, gençliğimizi harcayanlar,
Ey, kağıttan kaplanlar, ey zavallı sıçanlar!
Ey, ciğeri beş para etmezler,
Sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar!
Ey, fırsatçılar, cepçiler, hortumcular, tokatçılar,
Vurguncular, voliciler, üçkağıtçılar!
Ey, sürüngenler, sülükler, bağırsam parazitleri, bitler,
Ey kudurmuş itler!
Ey, yüzü yırtılmış köçekler, fırıldak varyeteler,
Ve ey, dinsiz-imansız çeteler!

Beni tutmayın ulan, burama geldi dayandı,
Beni tutmayın, çizerim o çirkin suratınızı!
Yıllardır öyle çok sömürdünüz
Ve öyle çok kan kusturdunuz ki;
Ulan, şimdi bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı!..


<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Tenekecezve

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım