Çok bıkarsan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; Yaşamak Güzeldir...


Eksik birşey mi var hayatımda?



Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
insan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı
bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik. Pişman gibiydik.
Ya da mecburen gelmiş gibi.Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
Cevabı yapıştırdık:
" Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz."

Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
çocukken,"yaşımız küçük" diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek. Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk. içimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
"Bir eksik var."
Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi:
Okulu bitirince geçecek.

İse girince geçecek.
Para kazanınca geçecek.
Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik. Diploma aldık. işe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti değiştirdik. Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık.Çalıştık.Çalıştık .Geçmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik.
"Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız."
Beklemeye başladık. Derken, biri çıktı karşımıza. aşık olduk. Ve anında başka biri olduk. Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı. Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı' yi gördük. Işığı gördük.
"Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye
düşündük "kurtulduk."
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi. Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi. Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi. Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.....
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik. Fark etmez. Sonuçta aşk bitti. Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük. Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık. öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı. İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarda aradık ama
içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik. Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik. Şaşıracak bir şey yok, tabi ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık? Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sinir koyuyor. Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor. Her şey bir oluyor. işte o zaman perde aralanıyor. Acı diniyor. işte o zaman başka 'biriyle’ bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor...

Dayanamıyorum Hasretine...


Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün her günkünden daha çok istedim yanımda olmanı...

Kolay değil, sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak.
Kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.
Sadece bu ayrılığın bir süreliğine oluşu teselli dolduruyor yüreğime.
Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesekte sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı...

Zaten her şey umut edilmekle başlamadımı?
Seni düşünüpte kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.
Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında,
bazen sokakta babasının elini tutan bir çoçuğun gözlerindeki güvende buluyorum seni.
Düşündükçe Nazım olasım gelir ve hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir.

Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan korkarak.
Yaşadığım acıları anlatırsa birileri sana göz yaşlarınla yıka yaralarımı.
Seni bekliyor gölet olmuş bir nisan yağmurunun çoçuğu.

Hadi gel dayanamıyorum hasretine...

Hatrına Düşeceğim


Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!


Çiçek

"Birazcık vaktiniz varsa bu küçük hikayeyi okuyun.
Belki de sizin de, okuyanların olduğu gibi hayatınızın bakış açısı değişebilir...
"



Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim,
'sadece yoruldum...'

Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'

Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'

'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.

'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar
düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'

'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'

'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Sadık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'

'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'

'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilme merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.

Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.

'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.

' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.

Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir...


Bence artık sende herkes gibisin...



Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

Seni sevmek suç mu?


Neden?
Neden olacak, korkuyorum!
Korkuyor musun?
Evet ya, korkuyorum.
Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek.
Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak. Şımaracaksın.
Beğenmez olacaksın artık beni.
Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde. Çünkü bilinç altı atacaksın beni önceden programladığın bir yere. Sesine, görüntüne, ellerine, gülümseyişine hatta nefesine bile mahkum edilmiş olacağım…ve adına "Aşk" diyeceksin hemen, daha ben ne olduğumu bile bilemeden. Öyle değil mi? Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir.
Simdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum!
Hor göreceksin. Bekleteceksin. Aramayacaksın.
Menfaatlerin ön plana çıkacak.
Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin.
Yalan mi? Sileceksin iste!



Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım.
Yahu ben bir seven'im. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan.
Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adidir Sevgi… Simdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin? Aklim almıyor. Zeka seviyemde. İnsanlığımda. Yüreğimde.

Yok! "Seni seviyorum" cümlesini çok sarf etme eskir! Yok! Herkese "seni seviyorum" deme, sadece aşık olunca kullan! Yok! "Seni seviyorum" demeden önce binbir hokkabazlık yap ve şirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, süründür, aklını başına getirt, mahvet!
Neden?
Çünkü, bu makbul..
Kaç….sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır…

İyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım?
Kaçarak daha mi makbul olacağım? Kaçarsam daha mi kıymetim anlaşılacak? Sevmek utanç verici bir şey mi ki kaçmam gerek?!
Anlayamıyorum… Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir.
Onun dev aynasında kendisini yeniden devleşmesine ne gerek var ki?
Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini…
Yok ama yok!
Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez…
Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri…
Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim.
Artık cenaze törenleri iki türlü yapılmalı. Biri bedenler için, Diğeri zorla öldürülen sevgiler için!… Ne demiş Yılmaz Erdoğan, " Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim " Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk… Neden?
Çünkü ihtimaller hayallerimizdir. Sevmekse hayatin bir gerçeği.
Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez.
Hatta "seni seviyorum" dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlıdiliyle " beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım " der…

Teşekkür etmek?! Beni sevdiğin için…

Evet ya… Bir onurdur, bir ödüldür, bir şereftir sevmek ve sevilmek.
Özgürlüğümüzdür. Cesaretimizdir. İnsanlığımızdır. Ayrıcalığımızdır.
Ama ne yazık ki birde bütün bunları farkında olamayışımızdır sevmek…
Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım. Artık "seni seviyorum" derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim… Bir çiçek gibi… Bir hayvan gibi… Bir dağ manzarası gibi… Bir su damlacığı gibi… Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan…

Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahtan arındırılmışlığı var.
Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar… Sadece dinlerler…
Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler.

Onlara "Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? " demeniz gerekmez. Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca… Saymadan… Ne güzeldir huzurla sevebilmek. Ne güzeldir bir çiçeğin kokusu, bir kusun sesi, bir manzaranın görüntüsü, bir sıcacık bakışla ödüllendirilmek.

Bizim için ödül demek, elle tutulabilen bir şeydir.
Bir nesne. Öznesiz.
Özne biziz…ama nesneye muhtaç.
Özne özneyi sevemez mi?
Nesnesiz öznelik olamaz mi? Nesne özneyi sevemez mi?
Ben severken bedenimi unutmak istiyorum.
Sadece elimde kalbim olsun. Bir kısa bir uzun vuruşlarla atıp dursun.
Tek armağanım bu olsun verebildiğim bir sevgiliye. Bundan kutsalı?
Daha ne olsun! Anlasın artık beni anlasın. Sevmek istiyorum Utanmadan, korkmadan, reddedilmeden, küçük görülmeden sevmek…

Ve sevgimi ifade edecek her türlü çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum. Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum… Bir insani sevebilme yeteneğimin bulaşıcı olmasını istiyorum. Ve bu mükemmel hastalık tüm dünyaya bulaşsın istiyorum. İnim inim inlesin mutluluktan insanlar. Sevilmekten ölebilsinler belki de!
Sevgisizlikten değil!…
Sevgi üretilsin.
Sevgi ile her şey topraktan fışkırır gibi fışkırsın istiyorum. Pardon!
Acaba sizi sevebilir miyim? diye sormayı değil, bugün sana "seni seviyorum" demeyi atladım galiba beni affet diye hesap soran bir yüreğe ifade vermek istiyorum mutlu mutlu gülümseyerek…

Hey sen…Okuyucum.
Sen de bir ben'sin… Ben de bir sen'im…
Yok birbirimizden farkımız ama…
Şayet isyanlarımla beni, bende kendini, kendinde dünyayı hissedebildiysen eğer hiç görmediğin bir yüz, duymadığın bir ses, "Ne fark eder ki?" dedirtebildiyse sana amaç hayatini yasadığın yüreğini ortaya koymaksa, sevmekte cömertsen, göstermekte cesur. Öyleyse soruyorum simdi sana.İki küçük kum tanesi sevgi ile bir fırtına yaratabilir (di) mi?
Ben'ce :
Sevdiğiniz ve sevildiğiniz her günü bir teşekkürle ödüllendiriniz…

Arkandan Ağladım...

Hadi ben ekmek parçasıydım,

                    sen niye yemeden bıraktın?

Doğruymuş dedikleri:

               Arkandan Ağladım...


Aşka İnat Zamanlar...



Seninle süslenmiş sokaklar ağlıyordu…


Bir mum gibi eriyordum…

 

Kalbimi gömdüm toprağa…

 

Geriye bir hiç kalsa da benden, andım olsun yazgıma; Atacağım seni, sileceğim gözlerimden...

 

Duvarlara gömdüm yalnızlığımı hüzün akşamlarında, yeminliyim güneşe çıktığımda ağlatan aşkına, yeminliyim bir mahsun vedaya bile…

 



Bir avuç mutluluktu seni bana getiren sadece… Verme istemem, üstü kalsın, alacağım yok senden…


Gönlümde akşamları karşılıyorum bugün… Ahlarımı yazıyorum olmadığın her yere…

 

Alacağım senden değil, seni arıyorum bir başka tende…

 

Sevenler günahını bu dünyada yaşarmış ya, ölmek tek çare…

 

Sana değil hayaline akar gözyaşım…

 

Seni arıyorum izleri kaybolmuş yüreğimin sevda çıkmazlarında…

 

Ne zaman ki görürüm seni benim olmadığın beyazlarda,  ölürüm…

 

Senle süslenmiş hayallerim bir başka kadında…

 

Yenildim sen çıkmazında vefasız bir aşka…




Beni gittiğin günde bıraktın, yok saydım saatleri,  değince gözlerin kurduğum hayallere,  sancılar basar yüreğime. Sen dönmeyeceksin ya, gittiğin günden bu güne susmaz yüreğim, yokluğun sevda ikindisinde…

 

Akşamı bekleyip, karanlığa, yalnızlığa gizliyorum gözyaşımı…

 

Şimdi sen yoksun ya; Gün doğmadan gideceğim… Görmesinler senden kalan gözyaşımı,  görmesinler senin olmadığını, ben gün doğmadan sileceğim, sararmış gözyaşımla ıslak, senden kalma gurura yenik bir azap sevdayı…

 

Derdimi kimseye söyleyemedim. Özlemin daha da büyüdü. Sen dertten bir daha oldun içimde.

 

Biz bedel vermişken gurura sevdayı,  ben günah yaşıyorum mevsimleri…

 

Gel yeniden saralım sevgimizi, her şeye herkese inat, bir sevda gecesinde…

 

İnanma sevdiğim, nefesin ırak kalmasın diye dualar ettim yine olmadığın geceye…

 

Ben seni ararken yazgımın her bir harfinde, araya virgüller koymuş kader,  ayrılık özlem getirsin diye…

 

Gün olur belki kurduğumuz hayaller biter diye,  düşlerde bir sen biriktirdim yüreğime.

 



Gözlerinin izin vermediğini, dudakların söylediğinde, sana sormadan olmadığın yerlere koymuştum kendimi. Göstermeyecektim ya sana ağladığımı, gözyaşımı sarıp yüreğime, uzaklara, hiç gitmediğim yerlere saklamak istedim, ne çok yanılmışım. Küçücük yüreğine iki sevgi sığdırmışken ayrılık daha zor. Sen okunmamış bir öykünün, en güzel satırlarıydın yazmadığım. Sonu olmayan başlangıçlarda olsa sebebi tüm acıların…

 

Her akşam ettiğim dualarla okşayıp saçlarını, seni eklerim çalınmış umut kırıntılarına, yıkık hatıralar arasında beni sevdiğin bir yer ararken kendime, 

 

Tanrım ya seni benden alırsa, sana ya bir şey olursa korkuları büyüttüm içimde…

 

Öylesine büyüktün ki içimde, bulamadım. Nerede bitip nerede başladığını…

 

Can gururu sevdaya yokuş koymadıkça, biliyorum; Tanrım fani dünyada vermeyecek seni bana.. Verse de dünyada bu sevda toprakta…

 

Sen seni sevmediğime dair cümleler kurarken içinde,  ben tüm ışıklarımı söndürdüm. Yalnızlığımı görmemek için gittiğin akşamdan bugüne…

 

Gidişin izin vermez gece olunca gözlerime, içinde sen olan yeni rüyalar alırım diye…

 

Sen yüklü acılarımdan azad olurum diye, yükledim tüm umutlarımı günahsızın birine…

 

Her acılarımızda, yeşertmek için düşlerimizi, gözyaşlarımı biriktirdim avuçlarımda…

 

Özlemek kolay, unutmak zorken seni, ihtiyacım var sesini duymaya…

 

Aşkınla beni kendimden çaldığın gün, adını koydum ayrılığın. Yoksul bir ölüm gibi…

 



Kanatmam açtığın yaraları, duymadan ayak seslerini…

 

Gelmediğin her gece ruhumu siper etmişken sevdana…

 

Sende sönerken gündüzlerim, akşamı edemem nasılsa…

 

Ellerini bıraktığım gün, ruhumu da sende bırakmıştım…

 

Bir daha hiç gitmemek için gelmediğinde, sevdamızı ölüme terk ettim. Sensiz, öksüz tenimde…

 

Dokunacak kadar yakın ama bir o kadar da uzaktayken, gitme diyemiyorum sana…

 

Sen sansam da çaresiz her kapı sesini, gelmediğin gün anladım. Yaşamak bu değildi elbet, ölmek bu olsa gerek…

 



Tüm eşyalarını toplasan da yüreğinin, bir tek hatıraları sığdıramazsın, bırakıp gitmek istediğinde… Söyleme desen de yüreğine, ne fayda? İhanet etme gözlerine her seni sevmiyorum dediğinde, bilirim gizliden kanar dudakların…

 

Gittiğinde beni de götürdüğünü bilsem de hoşça kal diyemem…

 

Bir tek ölüm kalsa bile ayrılığa benzeyen, bir tek sen olsan bile ölümü güzelleştiren, hakkın yok yalnız ölmeye… Ben küstürürken gözlerimi olmadığın saatlere, bencil bir ölümü yakıştırıp kendine, yalnız ölmek niye?

 

Eskimiş ayrılıklar satıp, sensiz yarınlara taşıdım kendimi. Ama kullanılmış ayrılıklar bile para etmedi sen gideli…

 

Sensiz aç bir sabahın hasret dolu tenhasında satamadım elimde kalan ayrılıkları…

 

Hasretinle bedenimi sarmıştın ya, üşüsem de bu gece, dün gibi yalnızlıklarımı giyeceğim, hasretini kaldırıp kışlıkların arasına…

 

Bil ki istesem de kalmaz, firar eder yüreğim, ikinci el sevdalarda…


Seviyorum...




Seni Seviyorum...

Seni doğduğum, nefes aldığım günden beri,
                toprağa sıcağı avucladıgından beri,
                       ağacın dibine oturup
                                yaktıgım türkülerden beri seviyorum.
Hiç görmeden bildiğim,
                          görünce tanıdığımsın.
Yanımda yokken sen bende varsın,
                    yanımda varken ben sende yok oluyorum.


"Sen benim bir parçamsın" ne demek?

Kabul etmekten deliler gibi korktuğum,
                           kırk kilide vurup sakladığım herşey demek.
Yitirdiğim çocukluğumdan saklı kalan masumiyet demek.
Bir türlü yol bulup da yüreğimden dilime gelmeyen o cümle demek.

Bende Seni Seviyorum demek...


Aşık Olmadan Bir Düşün...


Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yasamak güzel."
"Bos ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...
Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek
kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp
“Ne dedin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın...
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
Hiçbir şey oyalamayacak seni...
İlaçlara sığınacaksın...
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
Telefonun çalmasını bekleyeceksin...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
Yüreğin burkulacak...
Canın yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yani tutuşacaksın...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin...
Yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yasayacaksın...
Buna yaşamak denirse...
Razı mısın bütün bunlara...?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde "aşık" olabilirsin.


<- :: Sonraki Sayfa ->

tenekecezve

Paylaş