Çok bıkarsan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; Yaşamak Güzeldir...

Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette...

Rüyanda Görsen İnanma...

arkadaş sen bu değilsin
görünüş sadece giysin
arkadaş niye gücendin
alıştım karıştım ben sana
rüyanda görsen inanma

arkadaş sen bu değildin
bilinen sadece ismin
arkadaş niye değiştin
alıştım karıştım ben sana
rüyanda görsen inanma

arkadaş sen bu değilsin
yaşayan sadece fikrin
arkadaş niye gücendin
alıştım karıştım ben sana
rüyanda görsen inanma

sana boynumuzu eğeriz sanma
hakkımızı gelir alırız zorla
saklayacak yüzün yok yok
rüyanda görsen inanma


gideceksen...


sessizce...

 

Sessizce seviyorum seni
Söylesem de duymazsın zaten
Senin gözlerin gibi bakıyorum sana
Senin bana bakmadığın gibi
Dokunmuyorum sana
Zaten tutmak istesem de
Yapamam kıyamam sana
Dokunduğumda öleceksin biliyorum
O yüzden seni hep
Bir camın ardından seviyorum


Yalan Dünya...

Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın,
Bende gülmedim yalan dünyada
Sen beni gönlünce mutlu mu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada.

Ah yalan dünyada,yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Sen ağladın canım ben ise yandım
Dünyayı gönlümce olacak sandım
Boş yere aldandım, boş yere kandım
Rengi gönlümde solan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Bilirim sevdiğim kusurun yoğdu
Sana karşı benim hayalim çoğdu
Felek bulut oldu üstüme yağdı
Yaşları gözüme dolan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüm gülen dünyada


Ayrılık Hediyesi...

şimdi saat sensizliğin ertesi
yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım tenhasında gecenin
avutulmamış bir ben...

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benden sana
ayrılığın hediyesi olsun

soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan doyurabilmek
ve haksızlık etmeden doğan güneşe
bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..
şimdi iyi niyetlerimi
bir bir yargılayıp asıyorum
bu son olsun be..bu son olsun!
bu da benim sana
ayrılırken mazeretim olsun!

şimdi saat yokluğunun belası
sensiz gelen sabaha günaydın!
işi-gücü olanlar çoktan gitti
bir ben kaldım voltasında sensizliğin
hiç uyumamış bir ben...

şimdi dişlerimi sıkıp
dudaklarıma kanamayı öğrettim
ki bu kızıl damlalar
körpe yanağında bir veda busesi olsun
bu da benden sana
heba edilmiş bir aşkın
son nefesi olsun...

kafamı duvara vurmadan
tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek
ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
bütün saatleri öylece durdurabilmek için
çıldırasıya paraladım kendimi
lanet olsun!
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun be! ne olacaksa olsun!
bu da benim sana
ayrılırken şikayetim olsun

gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun

her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim

sende ben gibi yan

ömrüne hep ağla

hep ağla

bu benden son dua

bu benden

ayrılık hediyesi olsun


Rüzgar...

 

Rüzgarı seviyorum en çok!
Çünkü bir rüzgar seviyor beni.
Ensemden okşayıp,
yanağımdan öpüp gidiyor.
Ne zaman öpüceğini bilmeden,
hep seviyorum rüzgarı,
hep essin istiyorum bir rüzgar.
Rüzgarı seviyorum en çok!
Güneş açsa eriyorum,
Yağmur yağsa ıslanıyorum.
Rüzgarı seviyorum en çok!
Ben en çok rüzgarı seviyorum ya;
Sen rüzgarsın galiba...


Kendine İyi Bak...

“Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman.

O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

            "Kendine iyi bak"

Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.

                    Olamayacağım.

                    İstesem de istemesem de.

                    Sevdim bir zamanlar seni,

                          hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum.

                    Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum....

          “Kendine iyi bak"

                   Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında

                                                                                                 sana bakacak...

                      Ben olmayacağım.

                          Kendine iyi bak ve beni düşünme.

                                Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık.

                     Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım.

                          Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim.

Fakat,

        yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. 

Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum;

"Kendine iyi bak" derler ve giderler.

Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir.
Kolay kolay kopamaz onlar,

               süreç çok acı vericidir,

               yürek parçalıyıcıdır.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine

                        “Kendine İyi Bak”

                                                    gözleriyle ayrılırlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…

Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar;

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.

Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet.

Suçlatmaz kendini.

Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın.

Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın.

Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın…

Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni,

                    "kendine iyi bak"

                                        derler ve giderler.

Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler.

Bir tek anıları bırakırlar geride,

                      bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
                                                                unutulmayan nağmeler...

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler,

                          keşke affedebilsen beni,

                          keşke ben de affedebilsem…

Keşke döndürebilsek zamanı geriye.

Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan.

Nafile...

Ama yine de, gitmesen olmaz mı?

Bitmesek olmaz mı?

Sen eksikken, ben nasıl tam olurum?

Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?

Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı?

              Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı,

                  hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi,

                  hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?

              Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?

              Hani en büyük zaferler,

                    en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?

Bunların hepsi yalan mı?

Sahiden,

          gitmesen olmaz mı?

          bitmesek olmaz mı?

"Kendine iyi bak"

Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim.
Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben.

Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben,

                                              seni kendinle başbaşa,

                                              yapayalnız bırakıyorum ben.

Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra,

                                       o yüzden iyi bak diyorum.

Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum...

Peki o zaman..

 

Senin istediğin gibi olsun..

Öyleyse..

 

Sen de "Kendine İyi Bak..."

                "Kendine Iyi Bak" derler,

                                    kurşunu kafana sıkıp giderler...


Mutluluk aradım gözlerinde...

 

Mutluluk aradım gözlerinde,

Ve onu ilk defa bu kadar yakından görüyordum.

Bir gece seninle başladım sensiz bu hikayeye.

Ve sen bilmesende,

Ben rüyalarımda devam ediyorum seni yaşamaya…

O gün hava o kadar güzeldir ki,

Aşık olun diye bağırır esen rüzgar.

Yürümek ister iki insan yazdan kalma o sıcak gecede…

Siyah boncuktan yüzüğün birden yere düşer.

İkimiz de aynı anda eğiliriz almaya.

Ellerimiz birbirine değer.

Birden başımızı kaldırırız,

Dudaklarımız birbirine yaklaşır,

O andır yaşanmak istenen,

Kafanı çevirmek istersin çeviremezsin,

Gözlerimin içine ilk defa bu kadar rahat bakabiliyorsundur.

Kokularımızı duydukça birbirimizi öpme isteğimiz artar,

Yavaş yavaş ayağa kalkarız,

            ama gözlerimiz hala dans etmeye devam eder.

Sonra fonda ikimizin de çok sevdiği bir müzik çalmaya başlar.

Karanlıktır ama ellerimiz yine de birbirini bulur.

Dans etmeye başlarız sokak ortasında,

            üzeri soğuktan buğulanmış eski sokak lambasının altında.

Hafif bir sonbahar meltemi eser,

Saçların yüzümü okşar usulca,

Çevredeki çınar ağaçlarının sapsarı kurumuş yaprakları uçuşur etrafta,

             sanki masmavi yıldızlarla dolu gökyüzünden yağarmışçasına.

Soğuk değildir ama içimiz boşluktadır.

Ürperti gelir aynı anda ikimize de.

Sarılmaya başlarız dans figürleri ile karışık.

O kadar sıkı sarılmışızdır ki karşıdan gelen yaşlı çift bizi tek kişi sanır.

Müzikle dolu sessizliği sadece rüzgarda uçuşan yaprak sesleri bozar.

Susmak hiç bu kadar konuşmak olmamıştı diye iç geçiririz beraber.

Hiç bitmesin isteriz bu hikaye,

Hiç uyanmayalım, yarını düşünmeyelim,

Sadece ve sadece anı yaşayalım.

Görmüyor musun?

İkimizin de mutlu olmaya çok ihtiyacı var…

Sen benim söylenmemiş türküm,

Sen benim yazılmamış masalım,

Sen benim hiç unutamayacağımsın…


Büyüdük mü?

Ne kadar da küçük şeyler için ağlardık...
Bir tutam saç, bir oyuncak araba, bir bebek...
Şimdi büyüdük...
Çok büyük olaylar bile ağlatamıyor bizleri...
Ölümler, iflaslar, savaşlar...
Şimdi daha mı güçlüyüz?
Yoksa daha mı alışkın?Hayatı öğrenmek,
Alışmak mı acaba?


Yalnızlık


<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Tenekecezve

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım